
Merkez Bankası yıl sonu enflasyon hedefini yüzde 16'dan yüzde 24'e yükseltti. Bir başka ifadeyle, ekonomik göstergelere ilişkin yapılan tahminlerin bir kez daha gerçeği yansıtmadığı resmî olarak kabul edilmiş oldu. Ancak burada sorulması gereken asıl soru şudur: Yapılan tahminler tutmadığında bunun bedelini neden her zaman memur, öğretmen ve emekli ödüyor?
Ne yazık ki yıllardır değişmeyen bir tabloyla karşı karşıyayız. Toplu sözleşme masasında kamu çalışanlarının maaş artışları hedeflenen enflasyon rakamlarına göre belirleniyor. Ardından hayatın gerçekleri devreye giriyor; markette, pazarda, kirada ve temel ihtiyaçlarda yaşanan fiyat artışları belirlenen hedefleri kısa sürede geride bırakıyor. Yıl sonunda ise yeni bir enflasyon tahmini açıklanıyor ve hedeflerin tutmadığı ortaya çıkıyor.
Bugün de benzer bir durum yaşanmaktadır. Maaşı yüzde 16'lık enflasyon hedefi dikkate alınarak belirlenen kamu çalışanları, günlük yaşamlarında yüzde 24'ün de üzerinde hissedilen bir hayat pahalılığıyla mücadele etmektedir. Aradaki fark ise sadece rakamlardan ibaret değildir. Bu fark; eksilen alım gücü, ertelenen ihtiyaçlar ve geleceğe dair artan kaygı olarak memurun hayatına yansımaktadır.
Bir eğitimci ve psikolojik danışman olarak çok iyi biliyorum ki ekonomik belirsizlikler yalnızca bütçeleri değil, insan psikolojisini de doğrudan etkilemektedir. Geçim kaygısının arttığı bir ortamda çalışanların mesleki motivasyonlarını korumaları, geleceğe güvenle bakmaları ve verimli şekilde üretmeleri her geçen gün daha da zorlaşmaktadır.
Öğretmen sınıfa girdiğinde aklında ay sonunu nasıl getireceği değil, öğrencileri ve eğitimin geleceği olmalıdır. Ancak bugün birçok eğitim çalışanı temel ihtiyaçlarını karşılayabilme kaygısıyla mücadele etmek zorunda bırakılmaktadır. Bu durum yalnızca çalışanların değil, ülkenin geleceğinin de meselesidir.
Sıklıkla dile getirilen "Memuru enflasyona ezdirmiyoruz" söylemi ise artık kamu çalışanlarının yaşadığı gerçeklerle örtüşmemektedir. Çünkü enflasyon farkı bir zam değildir. Enflasyon farkı, geçmiş dönemde kaybedilmiş alım gücünün gecikmeli olarak telafi edilmesidir. Çalışanların refahını artıran değil, uğradıkları kaybın bir kısmını karşılayan bir uygulamadır.
Kamu çalışanları artık sürekli revize edilen tahminlerin ve tutmayan hesapların bedelini ödemek istememektedir. Beklentimiz; gerçekçi ekonomik veriler ışığında belirlenen ücret politikaları, adil bir refah payı uygulaması ve kamu çalışanlarının yaşam standartlarını koruyacak kalıcı çözümlerdir.
Eğitim Gücü Sen olarak dün olduğu gibi bugün de eğitim çalışanlarının ve tüm kamu görevlilerinin haklı taleplerini dile getirmeye devam edeceğiz. Çünkü emeğin korunmadığı, alın terinin karşılığını bulmadığı bir yerde ne çalışma barışından ne de güçlü bir gelecekten söz etmek mümkündür.
Hak bakidir, mücadele esastır.

Genel Başkan Yardımcımız İbrahim Halil TOPALLAR’ın Kaleminden ''Başarılı Öğrenci… Ama Mutsuz''
Köşe Yazısı // 8 Mayıs 2026 Cuma
Genel Başkan Yardımcımız İbrahim Halil TOPALLAR’ın Kaleminden ''Eğitim Taşınmaz, İnşa Edilir''
Köşe Yazısı // 22 Nisan 2026 Çarşamba
Genel Başkan Yardımcımız İbrahim Halil TOPALLAR’ın Kaleminden “Dersimiz: Hayatta Kalmak!”
Köşe Yazısı // 27 Mart 2026 Cuma
Eğitimde Şiddet ve Güvenlik Analiz Raporu
Köşe Yazısı // 4 Mart 2026 Çarşamba
Eğitimde Yeni Paradigma: Yapay Zeka Destekli Pedagoji ve İdari Dönüşüm
Köşe Yazısı // 25 Şubat 2026 Çarşamba
Müfettişlik Masada, Haklar Rüzgârda Mı Kalacak?
Köşe Yazısı // 4 Ağustos 2025 Pazartesi
Siirt İl Temsilcimiz Bilal Gökmen'in Kaleminden: Eğitimde Eşitlik Ve Hak Mücadelesi
Köşe Yazısı // 28 Şubat 2025 Cuma
Balıkesir Ayvalık İlçe Temsilcisi Ebru DAĞ’ın Kaleminden: Eğitim Gücü Sen Hak, Huzur ve Güven Mücadelesi
Köşe Yazısı // 24 Şubat 2025 Pazartesi
Isparta İl Temsilcimiz Zafer DİKEN'in Kaleminden: "En Kısa Ayın En Uzun Gecesi"
Köşe Yazısı // 6 Şubat 2025 Perşembe
Isparta İl Temsilcimiz Zafer DİKEN'in Kaleminden: Çocukların İlk Kahramanları, Okul Öncesi Öğretmenlerin Görünmeyen Mücadelesi
Köşe Yazısı // 17 Ocak 2025 Cuma